güle güle jacko

Her zaman cümleye başladığım gibi buna da başlıyorum.

Bizim jenerasyon ve bizden önceki jenerasyonlar çok iyi tanırlar Michael Jackson’ı, ister filmlerinden ister ise müziklerinden.
O çağlarda çok popülerdi, hatırlarım babam sırf ben çok seviyorum diye vhs kasetlerini kasetçiden alırdı, bende evde canım sıkıldıkça Moonwalker falan izlerdim, tabiki o zamanlar popüler olan kasetçalarda da orjinal kasetlerim vardı. Çok cancanlı gelmişti o yıllarda da, albümün içindeki yazıları tek tek okurdum, anlamadığım kelimeleri ise sözlük açar bulurdum.

Böyle birşeydi işte Michael Jackson sevgisi, tabiki yaş büyüdükçe ve hayatın getirdikleri arttıkça ister istemez unutur olduk kralı, estetik ameliyatları geçirmiş, tecavüz davaları gibi şeyler ayyuka çıkmıştı. Halkın içine çıkamaz hale gelmişti.

Söylemeyi unuttum bir de Sega MegaDrive için oyunu vardı, inanılmaz güzel birşeydi. 16 Bit falan ama böyle jukebox’ın yanına gidip de moonwalk yapmayı çok severdim o derece. Kendisi kısaca hayatımızdaki birçok organa saldırı yaptı resmen ve hiçbirisinde bana göre batırmadı.

Gün içinde birçok radyo kanalı artık diskografisini yayınlar veya durun durun, sourberry’de zaten dönüyor! Eskiye dönüş ve jackoyu anmak için çok iyi bir fırsat.

Özellikle Thrillerdaki sahneler hala da aklımda, kendisi maalesef ki bugün vefat etti. İnanılmaz üzüldüm şahsen, güle güle jacko.

Bir arkadaş şöyle demişti, beyaz zenci artık yok, çocukluğumun yarısı da öyle.. of.

chihiro

Ah bu japonlar ve ah bu Miyazaki!
Chihiro, anime ile haşır neşir olan izleklerin top listesinde ilk beşte yer ala dursun siz sosyal izlekler lafım size!

Canlandırma inanılmaz bildiğim kadarıyla Miyazaki bu filmi kızı için yapmış. Bunu öğrendikten sonra daha da bir sever oldum. Eğer ki imkan bulursanız şu fedakar miniği muhakkak izleyin.

düğme gözlü kız ve maskeli adam

Sıkıcı yaz günlerinden, bunaltıcı sıcaklardan bunalan ve sıkılan (ne güzel cümle oldu) birisi olaraktan, evde izleyebildiğim ne kadar film varsa izliyorum. Durum böyle olunca da sizleri de inceleme ve eleştirilerle bilgilendirmek istiyoruz.

Öncelikle ilk filmimiz Coraline, animasyon olarak yapılmış son derece güzel bir film. Tabiki bir Ice Age havası bekleyemezsiniz zaten film konu itibariyle ve de atmosfer olarak tamamen farklı, animasyon olarak izlediğim en karanlık, kasvetli, insanı geren filmlerden bir tanesi Coraline.

Hikaye ise, ailesi tarafından pek ilgi gösterilmeyen kızımız, yeni taşındıkları evde bir küçük kapı bulur, ilk açtığında bu kapının arkasında sadece tuğla olduğunu gören coraline, geceleri ise küçük tatlı farelerin nereye gittiğini merak ederken, yolu bu kapının önüne düşer ve kapının arkasında tam olarak neler olduğunu görme şansına erişir.

Bu romanın ve bu filmin yaratıcısı olarak karşımıza Neil Gaiman çıkıyor, biraz hatırlayalım. Neil Gaiman Stardust isimli romanın da yazarı ve hatırlarsınız ki Stardust birçok konu itibariyle gerçekten izleyiciyi büyülemiştir. Neil Gaiman, coraline isimli kitabı da çocuklarına ders vermek amacıyla yazmış, kısacası bir kitap bin musibetten iyidir mantığı (veya böyle birşeydi emin olamadım) Bir de Henry Selick var ki ikisinin birleşimden güzel birşeyler çıkmış. Coraline ilk başlarda çok itici bir karakter olarak gelebilir, ben ilk gördüğümde coraline’ı şu emo veya goth kızlar aklıma geldi ahah.

Neyse gevşemeyelim çok eskilerden bizim de üzerinde çalıştığımız bir proje Stop-Motion (pizzombie) fakat tabiki bunun yanında bizimkisinin esamesi bile okunmaz. Durum böyle olunca gerçekten karakterler detaylı şekilde yapılmış, üstünde ince işler var bunu hemen farkedebiliyoruz. Konuyu okuduysanız aklınıza mutlaka birkaç tane film ismi gelmiştir böyle bir kapının farklı dünyalara açılabilmesi.

Narnia Günlükleri ve Pan’s Labyrinth, bu ikisinden de Pan’s Labyrinth beni çok etkilemişti o da ayrı bir konu. Coraline hakkında daha fazla konuşmak istemiyorum, gerçekten güzel şeyler düşünülmüş ama yaparken biraz olmamış gibi.
Güzel bir animasyon ama fazlası değil.

Friday the 13th, son yıllarda sanırım çekilen en güzel remakelerden bir tanesidir. Slasher olarak isimlendirdiğimiz bu seriye supernatural dizisinden de tanıdığımız Jared katılmış, oldukça güzel de olmuş.

Bir grup genç yine ve yine Kristal gölüne giderler fakat bu sefer tam olarak gitmiyorlar, illegal madde diktiklerinden onların yerini bulma amacıyla kamp yapıyorlar ve kamp alanları kristal gölünün çevresinde bir yerde, durum böyle olunca o alana sahip olan Jason ise duruma el koyuyor. Aslında film ilk başta Jason’ın nasıl Jason olduğunu gösteren küçük bir enstantane ile başlıyor. Sonra ise yönetmenler bize Jason’ı “evini korumaya çalışan insan ve hayvan” olarak gösteriyorlar. Eski serilerde hatırlarım ilk filmde hiç görülmeyen Jason, sonraki filmde ise kafasına çuval takılmıştı Jason’ın, sonrakinde ise hokey maskesi.. durum böyle olunca o yaşlarda pek merak etmedik nasıl taktı bu bunu diye ama filmde gördüğümüz kadarıyla bir nokta daha aydınlığa kavuşuyor.

Bu gençleri telef eden Jason’ın peşine ise gençlerden birisinin abisi olan Jared geliyor, kardeşim nerede diye araşırken filmimiz asıl konuya giriş yapıyor. Kısacası vakit öldürmek için güzel bir film fakat seriyi bilen ve takip etmiş birisi olarak ise son derece tatmin edici film.

oh!

İçinde bulunduğunuz durumdan hoşnut değilseniz alın bir postit ve kendinizi karikatürize edin sonra ekranın bi köşesine tutturun inanılmaz oluyor, siz size bakıyor: ) düzelmek istiyorsanız çok etkili sonra ek seriyetle bir sütlü tatlı ile ödüllendirin kendinizi ya da sezonun ilk dondurması?

Ha bir de “kır zincirlerini” gibi kıpkıro bir konuyla haşır neşir değilseniz hayat size pek ala!

project natal

Bu sefer herzamankinden farklı bir yazı yazmak istedim, belki bu yazı veya bu isim (project natal) yıllar sonra bile hatırlanacak, belki de esamesi bile okunmayacak fakat Microsoft’un E3 2009 fuarında tanıttığı teknolojiyi anlatmak istiyorum.

Project natal, Microsoft tarafından geliştirilen insanların, oyuncuların hareketlerini birebir algılayan ve hızlı tepkime sürelerinde ekrana iletebilen bir proje. Şöyle ki Microsoft’un yayınladığı fragmanlardan görüldüğü üzere controllera ihtiyaç duymayacağız. Sanal olarak tuttuğumuz bir direksiyon, beyzbol sopası veya kaykay veya boks eldivenleri.. bu listeyi gerçekten uzatmak mümkün.

Microsoft bize oyunlarda özgürlüğü sağlamak istediğini söylüyor fakat videolar ya aldatıcı ya da gerçekten Microsoft, Windows’dan sonraki en büyük devrimini yapmak üzere. Windows işletim sistemleri açısından bir devrimdi fakat sonradan bozdular orası ayrı bir konu tabiki. Microsoft’un yayınladığı ilk fragmanla sizi başbaşa bırakıyorum:

Ne kadar güzel değil mi ? Bütün hareketlerimizi algılayabilen, arkadaşlarımızı sadece ses ile arayabilip, görüntülü olarak konuşabileceğimiz veya yeni aldığımız ayakkabıyı anında kamera ile taratıp arkadaşımıza gösterebileceğimiz, onun da sanal olarak ayağında deneyebileceği.. Gerçekten insan izleyince şok oluyor, teknoloji bu kadar ilerledi mi diyor ?Bir de Lionhead’in geliştirmiş olduğu Milo isimli sanal karakter var ki, eminim ki bu video ile daha bi dehşete düşeceksiniz.
Hemen zaman kaybetmeden onu da yazıyorum:

İnanılmaz gerçekten.. fakat bunun bir de insanlığa ters olan yönleri de var. Benim en çok dehşete düştüğüm bu. Size örneklerle anlatmaya çalışayım.

İzlediğiniz gibi Milo sanal bir karakter ve sizinle konuşabiliyor, size birşey verebiliyor, siz ona birşey verebiliyorsunuz.. kısacası sanal ile gerçeklik arasındaki ince çizgiyi biraz geçmiş birisi. Eskiden besleyebildiğimiz hayvanlar vardı küçük aletlerde ismini unuttum ama anahtarlıklı olanları bile çıktı, aç kalınca mutsuz oluyordu, doyurunca keyfi yerindeydi.. aynen bunun gibi bir çağa giriyoruz.

Evlatlık bile alınabilecek bir karakter milo, evet yanlış duymadınız.. Bütün aileler sanırım çocuklarının arkadaşları konusunda hassastır fakat Milo tamamen 4/4′lük, öyle değil mi? içkisi yok, sigarası yok :) Fakat düşünelim ki çocuk okuldan geliyor ve okulda yaşadığı bir sorunu veya güzellik yaşadığı durumu ailesine değil de, arkadaşlarına değil de sanal birisine anlatıyor ve o sanal karakter de bir insan gibi konuşuyor, ona birşeyler diyor. En yakın arkadaşı belki de kardeşi oluyor sanal çocuk birden.

Bizim gençliğimizde çitlerin üstünde otururduk, sabahtan akşama futbol oynardık, akşamları da sahilde yürürdük.
Şimdi herşey ne kadar çok yakınımızda mesela Budapeşte’nin en ünlü sokağında sanal olarak gezebilecek insanlar. Aslında bu örnekleri kısa kesmeliyim çünkü gerçekten bir limiti yok bu olayın. Yine de devrim tabiki.

Fakat ben şahsen o kadar algılayabileceğine olanak vermiyorum, bütün hareketleri hıza göre algılayabilecek hem, sesi de algılayabilecek.. ve bunları kusursuz yapacak.
tamamiyle imkansız.

Bunların inanılabilecek düzeye inmesi için insanların eklem bölgelerine vericiler yerleştirilmeli ki, anında bütün eklemleri kavrasın ve iletsin.. yine söylüyorum imkansız :]

Videoları izlediğiniz sitede daha çok örnekleri var, daha çok izleyip, daha çok sevinir ve daha çok dehşete düşebilirsiniz.


© Copyright 2007 - 20xx takımdan ayrıyız düz ko$uyoruz . ziyaretiniz icin mute$ekkiriz.