The Wrestler

on 1-28-2009

Bu filmi anlatirken yonetmenden ba$lamak istiyorum ben cunku sevdigim bir yonetmendir kendileri.

Darren Aronofsky,
Cektigi filmlere $oyle bir bakarsak bence gayet ba$arili fakat en bilindik filmleri “Requiem for a dream” ve “Pi” dir.
Zaten bildigimiz uzere bilen bilmeyen herkes Requiem for a dream filmini begenir, gunumuz gencligi hele.
Ay o sahne, ay bu sahne derken.. bir de muziklerini ana haber bultenlerinde duymuyor muyum, kil oluyorum.

Pi filmi de epey guzeldi onu da cok begenirim bak, gelin gorun ki en begendigim film ve en anla$ilamayan film ise The Fountain olmu$tur, uzunca bir yapim surecinden gecti, oynayan oyuncular ise sevdigim oyuncular, Hugh Jackman, Rachel Weisz falan oynuyor, boyle nasil desek spirituel bir film, garip bir film.. klasik degil ama mutlaka herkes izlemeli diye du$unuyorum, bilmiyorum tabiki karar sizin.

The Wrestler
80′ler de epey bir un sahibi olan The Ram isimli gure$ciyi anlatiyor, Ram’in $ohreti eskisi kadar kalmami$ ve maddi acidan eline biraz para gecmesi icin haftaici gundelik i$lerde, haftasonu da yerel gure$lere katiliyor. Vucudunu gorur gormez zaten bir sarkiklik, ceviklik olmadigini anliyoruz.. Film boyle geli$irken the ram’in ba$ina hic olmadik bir$ey gelir ve kalp krizi gecirir, gure$meyi birakmak ile birakmamak arasinda kalan Randy (ram) hayatin ona getirdikleri ile birlikte bu secimi yapacaktir. Kesin olan $u vardir ki doktoru “bir daha gure$emezsin” demi$tir fakat yakin bir gelecekte eski bir rakibi ile 20. veya 30. yildonumu maci vardir. Aslinda baktigimizda kli$e bir konu gibi geliyor ama darren abimiz cok guzel i$lemi$ yeminlen.

daha ba$lar ba$lamaz boyle bir kasvet havasi yayiyor, insan bi garip oluyor daha.. yani maca 1-0 onde ba$liyor.
derken Mickey Rourke’un muhte$em performansinin tadina varmaya ba$liyoruz, Mickey abinin geri donu$u olarak nitelendiriliyor bu film ve bence de oyle.
Filmin biraz ilerlerinde Marisa tomei giriyor ve gercekten takdir edilecek derecede performans sergiliyor, striptizden bahsetmiyorum öhöm ;>
Aslinda filmde bazi kilit noktalar var ki bunlari yazmak istemiyorum tam olarak fakat ara$tirmalarim sonucu birkac yazi buldum, bunlari sizinle payla$mak isterim.

ek$isozlukten “passion flora” isimli yazar yazmi$tir.

- zamanında efsane olan bir insanın ‘karın tokluğuna’ çalışmak zorunda kalışına,
- artık vucudunun kaldıramamasına rağmen yapmak zorunda kaldığı, üstelik sadece vucuduna değil önemsenmemişliğin verdiği acıyla ruhuna da zarar veren bu eylemi istese de bırakamamasına çünkü başka türlü yaşama tutunamamasına,
- tüm bunlara rağmen buruşuklar içindeki suratıyla hayata gülümseme çabasına,
- sahnede mecburiyetten aslan pozu kesen bir insanın evine vardığında ve maskesini bir kenarıya bıraktığında, kendisiyle yüzleştiği anda artık ellerinin titrediği ve yakını okuyabilmek için gözlük kullandığını sindirmek zorunda kalışına,
- zamanın değişimine karşın hiçbir şey yapamadan sadece izlemekle yetinmesine,
- tek dostunun arasında parasal bir ilişki bulunan bir striptizci oluşuna ve bu insanın ‘tek dostu’ olduğu için aynı zamanda ‘tek çıkar yolu’ oluşuna, fakat her yakınlaşma çabasında biraz daha itilmesine ve kendini daha önemsiz hissetmesine,
- eskiden ringleri dolduran seyirciyi artık yıl dönümlerinde kurduğu terkedilmiş masalarda, üç beş kuruş karşılığında eski poster ve kasetlerini satarak, kendisini hatırlayan 3-5 kişiye imza vererek karşılamasına,
- zamana karşı koyabilmek ve içindeki ‘kahraman’ını elinden geldiğince yaşatabilmek için, kendisine randy yerine -tıpkı bir çocuk inadıyla- ran diye hitap edilmesini istemesine,
- yaptığı hataları asla düzeltemeyeceğini bilmesine rağmen kızına bağlanmaya çalışmasına ve hiç yaşamadığı ‘babalık’ duygusuna ne kadar uzak olduğunu gördükçe içlendiğine,
- ve en sonunda, her şeye rağmen kendine hayatta olduğunu hissettiren tek şeyi yapmak zorunda kalışına,
- mağrur bir şekilde son şovuna çıkarken striptizci arkadaşına ‘dünya beni umursamıyor bile’ diyişine,
- sahnede ‘benim tek ailem sizlersiniz!’ diye bağırarak yarattığı sanal kahramana kendisinin bile mecbur kalmasıyla iyice belirginleşen terkedilmişlik duygusuna,
- ve titrek elleri, dengeyi zor sağlayan bacakları ve kırık kalbiyle hayata yaptığı son ‘atlayış’ a gözleriniz dolmuyorsa,

dostum, kalbinizi onartmanız gerekebilir.

bir de yine ek$isozlukten “shocktheworld” isimli yazarin amerikan gure$i hakkinda yazdiklarina bakalim;

amerikan güreşi her şeyden önce bir spor değil, gösteri. nihayetinde kurmaca; kazanan ya da kaybeden önemli değil, üzerine bahis oynanmaz. seyircinin görmek istediği o işkencenin ya da şiddetin metaforu diyebiliriz. bir nevi tiyatro oyunu ya da sinema gibi düşünülebilir. işte o yüzden de overacting bu güreşte şike’dir. (bu bağlamda mickey rourke muhteşem, artı 1) ayrıca bu güreşte inceden bir iyi kötü karikatürizasyonu da var, seyirciyi ateşleyen en önemli noktalardan birisi bu. (konuyla ilgili daha ilginç görüşler için (bkz: mythologies) ayrıca gösteri dünyasında (ve amerikan güreşinde) imaj çok önemli bir etken, buradan meyyali alınca mikinin saçlarına, ten rengine, kaslarına gösterdiği özen daha da anlamlı oluyor.

tüm bunları topladığımızda bu güreşi istediğimiz her noktaya paralelliyebiliriz. politikayı ele alın; mickey rourke amerika’nın kendisidir desek biraz zorlama gözükebilir ama aksini iddia etmek için de sebep yok. (sondaki ayetullah karşılaşmasını ve seyircilerin usa tazahüratlarını hatırlayın) önceden ayarlanmış danışıklı dövüşler, cilalı ve gösterişli bir vücut, dövüşmekten başka bir şey bilmeyen bir kaybeden, artık mecalini yitiren bir karakter…

burada aslinda muziklere de deginmek gerekir, misal guns n’roses dan sweet child o’ mine $arkisi oyle bir yerde giriyor ki, sizi sizden alip goturuyor.
fakat cok ovundugum bir du$uncem ise bu filmin bir bolumune mutlaka ama mutlaka “turn the page” eklenmeliydi darren abicim, tamam bruce springsteen olaganustu bir $arkiyla filme son veriyor ama turn the page biryerlere siki$tirilabilseymi$ daha super olacakmi$.
Muzik demi$ken bir tur melodi olan seyircilerin Ram diye bagiri$larini da hatirlamak gerekir ki, marketin et reyonundan cikarken bunu duyar gibi olan Ram filmi koparir orada.

Bu arada Winston soft’tan Samsun 216′ya transfer olacam sanirim, tekel ile goru$tum haberler iyi.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>