kinyas ve kayra’ya dair
kinyas ve kayra’ya dair
Mar 31karanlık edebiyatı sevenlerin baş ucu kitabıdır “kinyas ve kayra”. genç yazar hakan günday’ın ilk ve en güzel romanı. roman demek istemiyorum aslında. bu kitap büyük reddediş destanıdır. kendini reddetmek, hayatı reddetmek, ölümü reddetmek, yaptıklarından sonuç alamadığında reddettiklerini de reddetmek…
kinyas ve kayra, beyninizde yarım kalan cümleleri tamamlayarak maceradan maceraya koştukları destanlarına devam ederken “neden bu kadar geç okudum?” diye soruyorsunuz kendinize. kitap bittiğinde ise “neden okudum?” diyorsunuz. neden kendime bunu yaptım? hayat, hala hazmedebileceğimi sandığım ağır bir yemek gibi duruyordu önümde. şimdi ne kadar zor olacak o lokmaları yutmak…
“dünya boşuna dönüyordu. kaza yapıp ters dönmüş bir arabanın boşa dönen arka lastiği gibi..”
hiç istemedikleri halde mensubu oldukları dünyada incecik bir ip üzerinde cambazlık yapan iki aykırı karakterin, anti-kahramanların akıl almaz yolculuğu bu destan. iki ayrı ucun öyküsü. ölüme karşı yaşam. birbirine hiç bir zaman erişemeyecek, başka bir bakış açısıyla hiç bir zaman birbirinden ayrılamayacak iki uç. yaşamla ölüm gibi.
hatalı yaratıldıklarına inanan, içlerinde duygulara yer vermeyen karakterlerin şiddet, kan, uyuşturucu, tecavüz, karanlık dolu öyküsünü okurken ağlamayı başarabilen bir insan olarak kitapla ilgili izlenimleri anlatmakta yetersiz kalacak kelimelerimin yerini en anlamlı şekilde üç noktalarım dolduracak…
*
hayatı seven ve sıkı sıkıya bağlı biriyseniz okumayın öncelikle bu kitabı. yine de okuyacağım illa diye ısrar ediyorsanız kayra’yı sevmeyeceğinize, hatta kabullenemeyeceğinize eminim.
kayra:
“çok şey gördüm, beni yüz üstü gömün”
“dünyadan geçmektense, direkt cehenneme gitmeyi tercih ettim her zaman.ben sadece. olacakları hızlandırdım. bedenime ihtiyaçları yoktu cehennemde. ama bomboş bir zihni de görünce çok şaşıracaklardı, şeytan ve adamları. yeni alınmış bir okul defteri kadar boş ve temiz bir zihinle karşılaşınca tanrı bile, insan imalatı hakkında oturup yeniden düşünecekti. bir yerlerde hata yapmış olmalıydı. ben hataydım. altı milyarda bir gelen hata! hazırdım iade edilmeye. doğduğum günki kadar temiz ve boş bir zihinle. ilk günkü gibi !”
“hiçbir şey yok! hiçbir şey yok! hiçbir şey yok!”
sözleriyle bitirirken öyküsünü “dur, yapma” diye haykırmak istiyorsunuz. “normal” hayata geri dönerek, normal bir insana dönüşüm çabasını, asıl zihin intiharını kendini aslında hiç olmadığı birine çevirerek yapan kinyas’ın öyküsünü okuduktan sonra başa dönüp kinyas’a hak verebiliyorsunuz.
*
ve kinyas.
“benim adım kinyas. ismimi kendime ben verdim. bitmeyen bir öfke ve mutsuzluğun ifadesi. bütün insanlara kızgınım. yaşadıkları için. hayattan midem bulanıyor… ateşle oynarım. yeterince benzin ve karşımda oturan adamın ceketinin iç cebindeki çakmakla dünyayı yakabilirim.
benim adım neron. geceleri çaldığım arabalarla gezerim. tokyo’da doğdum. iki zenciye üç gram kokain karşılığında bileklerimi kestirdim. sabah uyandığımda okyanus beni yıkadı. benim adım steve mcqueen. bütün bildiklerimi kusarak hayatta kalıyorum. david bowie’yi rüyamda gördüm. sabah bir gözüm yoktu. benim adım kaygusuz abdal. tanrıdan vazgeçtim. ölmekten vazgeçtim. çünkü ölürsem ve yukarda beni ödül ve ceza sisteminin bekçileri bekliyorsa çok büyük kavgalar etmem gerekecekti.”
“çünkü burada her şey var!…her şey var.”
demeyi başaran kinyas. kayra’nın gerçekliğine inansam da kinyas’tan kopamıyorum. söylediği tek bir cümle yeterli bunun için:
“bütün hayat bir illüzyon.” (yazarımız tool hayranı olabilir).
baştan sona çok güzel tespitlerle, aforizmalarla, minik hikayelerle dolu bu destan. unutamadığım yan karakterler var ki, başlı başına bir kitap olabilir.okuduktan sonra ne kadar zaman geçerse geçsin sayfaları karıştırıp bir kaç paragraf okumadan yapmak mümkün değil. mutluysanız hayata, değilseniz ölüme afrodizyak kelimelerle dolu.
*
bir gün okyanus kenarında, verandalı, güzel, yalnız bir ev görürsem eğer aklıma kayra gelecek.
bir gün kalabalık bir restorantta ya da alışveriş merkezinde, markette, vs.. diğer insanlar arasına karışıp gitmesine rağmen oraya ait olmadığını sezdiğim birini görürsem, hani olur ya, gözlerindeki sahte ışıltının, traş losyonlarının ardına saklarlar ölüm kokularını, dikkatli bakarsanız yaralarını görebilirsiniz, işte böyle insanlardan biriyle karşılaşırsam aklıma kinyas gelecek. “tanıdım seni” anlamında hafifçe gülümseyeceğim.
*
elinizde varsa okuduktan sonra birilerine verin bu kitabı. sevdiğiniz birilerine mesela. daha sonra tekrar karıştırın sayfalarını. benim bulduğum gibi sizde bazı izler görebilirsiniz. ne kadar haklı bulsa da davalarını, ne kadar benzese de kinyas ve kayra’ya zihnini öldürmeyi başaramamış bir insanın bıraktığı izleri daha görüp avunabilirsiniz. belki sevinebilirsiniz.
ne zaman aklıma gelse “hiçbir şey yok!” dediğim günlerden “herşey var!” dediğim bu günlere kadar olan hikayemi hatırlattığı için bile çok seveceğim kitap.