düğme gözlü kız ve maskeli adam

düğme gözlü kız ve maskeli adam

Haz 11
düğme gözlü kız ve maskeli adam

Sıkıcı yaz günlerinden, bunaltıcı sıcaklardan bunalan ve sıkılan (ne güzel cümle oldu) birisi olaraktan, evde izleyebildiğim ne kadar film varsa izliyorum. Durum böyle olunca da sizleri de inceleme ve eleştirilerle bilgilendirmek istiyoruz.

Öncelikle ilk filmimiz Coraline, animasyon olarak yapılmış son derece güzel bir film. Tabiki bir Ice Age havası bekleyemezsiniz zaten film konu itibariyle ve de atmosfer olarak tamamen farklı, animasyon olarak izlediğim en karanlık, kasvetli, insanı geren filmlerden bir tanesi Coraline.

Hikaye ise, ailesi tarafından pek ilgi gösterilmeyen kızımız, yeni taşındıkları evde bir küçük kapı bulur, ilk açtığında bu kapının arkasında sadece tuğla olduğunu gören coraline, geceleri ise küçük tatlı farelerin nereye gittiğini merak ederken, yolu bu kapının önüne düşer ve kapının arkasında tam olarak neler olduğunu görme şansına erişir.

Bu romanın ve bu filmin yaratıcısı olarak karşımıza Neil Gaiman çıkıyor, biraz hatırlayalım. Neil Gaiman Stardust isimli romanın da yazarı ve hatırlarsınız ki Stardust birçok konu itibariyle gerçekten izleyiciyi büyülemiştir. Neil Gaiman, coraline isimli kitabı da çocuklarına ders vermek amacıyla yazmış, kısacası bir kitap bin musibetten iyidir mantığı (veya böyle birşeydi emin olamadım) Bir de Henry Selick var ki ikisinin birleşimden güzel birşeyler çıkmış. Coraline ilk başlarda çok itici bir karakter olarak gelebilir, ben ilk gördüğümde coraline’ı şu emo veya goth kızlar aklıma geldi ahah.

Neyse gevşemeyelim çok eskilerden bizim de üzerinde çalıştığımız bir proje Stop-Motion (pizzombie) fakat tabiki bunun yanında bizimkisinin esamesi bile okunmaz. Durum böyle olunca gerçekten karakterler detaylı şekilde yapılmış, üstünde ince işler var bunu hemen farkedebiliyoruz. Konuyu okuduysanız aklınıza mutlaka birkaç tane film ismi gelmiştir böyle bir kapının farklı dünyalara açılabilmesi.

Narnia Günlükleri ve Pan’s Labyrinth, bu ikisinden de Pan’s Labyrinth beni çok etkilemişti o da ayrı bir konu. Coraline hakkında daha fazla konuşmak istemiyorum, gerçekten güzel şeyler düşünülmüş ama yaparken biraz olmamış gibi.
Güzel bir animasyon ama fazlası değil.

Friday the 13th, son yıllarda sanırım çekilen en güzel remakelerden bir tanesidir. Slasher olarak isimlendirdiğimiz bu seriye supernatural dizisinden de tanıdığımız Jared katılmış, oldukça güzel de olmuş.

Bir grup genç yine ve yine Kristal gölüne giderler fakat bu sefer tam olarak gitmiyorlar, illegal madde diktiklerinden onların yerini bulma amacıyla kamp yapıyorlar ve kamp alanları kristal gölünün çevresinde bir yerde, durum böyle olunca o alana sahip olan Jason ise duruma el koyuyor. Aslında film ilk başta Jason’ın nasıl Jason olduğunu gösteren küçük bir enstantane ile başlıyor. Sonra ise yönetmenler bize Jason’ı “evini korumaya çalışan insan ve hayvan” olarak gösteriyorlar. Eski serilerde hatırlarım ilk filmde hiç görülmeyen Jason, sonraki filmde ise kafasına çuval takılmıştı Jason’ın, sonrakinde ise hokey maskesi.. durum böyle olunca o yaşlarda pek merak etmedik nasıl taktı bu bunu diye ama filmde gördüğümüz kadarıyla bir nokta daha aydınlığa kavuşuyor.

Bu gençleri telef eden Jason’ın peşine ise gençlerden birisinin abisi olan Jared geliyor, kardeşim nerede diye araşırken filmimiz asıl konuya giriş yapıyor. Kısacası vakit öldürmek için güzel bir film fakat seriyi bilen ve takip etmiş birisi olarak ise son derece tatmin edici film.

Leave a Reply