rock radio

rock radio

Ağu 22
rock radio

boat_that_rocked_ver6İngiltere’ye 1960 yıllarının ortasında katı bir hükümet hakimdir, öyle katıdırlar ki pop ve rock müziği yayını yapan radyo yoktur. Genellikle çoğu klasik müzik sever, hükümetin en başındaki insanlar bile. Hal böyle olunca izin verilmeyen müzik türlerini yapmak üzere kanun da bir açık bulunur ve açık denize büyük bir gemiyle demir atılır. Geminin içerisinde tamamen rock ve pop müzikle uğraşan insanlar vardır, artık onlar için hayat gemide yaşamaktan ve yayın yapmaktan ibarettir. Hiçbirisi de bundan şikayetçi değildir, aksine gemide djleri eğlendirebilecek herşey vardır, basketbol sahası, oyuncaklarla yapılmış futbol sahası, herkesin ayrı kamarası.

Vaftiz babası Quentin’in yanına hayatı öğrenmesi açısından gönderilen Carl ise gemiye ayak basar. Carl için çok büyük bir gelişmedir bu, hayatında görmediği, tatmadığı şeyleri bu gemide tadan insanlar vardır. O yıllardaki radyonun gücünü ve dostluk bağlarının güçlülüğü tadacak olan Carl, her daim aklını meşgul eden bir soru ile boğuşuyordur. Soru da “bu gemide bir babam var ama o kim?”.
Muhteşem bir dönem filmine imza atan Richard Curtis son olarak The Boat that Rocked’ı bize altın tepside sunmuştur. Oyuncular ise yıldız geçidini andırıyor adeta, şöyle bir bakarsak;

gemide aşırı derece salak olan ve bunu gayet güzel rollendirebilen kimi zaman gülmekten yerlere yatıran chris o’dowd, hükümetten birisi olan ve cinnet geçirdiğinde çok güzel küfür edebilen kenneth branagh, çok sevdiğimiz ve underworld filminde en yaşlı vampiri canlandıran bill nighy, shaun of the dead‘den itibaren çok sevdiğimiz, aksanına hasta olduğumuz nick frost, delinin teki olan ve nothing hill’den bildiğimiz kafayı kırmış ev arkadaşı olan rhys ifans, jack davenport, ve tabiki Kont adıyla izlediğimiz, filmin sanırım en iyi oyunculuklarından birisini sergilemiş, gemide büyük bir karizmaya sahip, sakallı, göbekli ama müziğin dibine kadar girmiş birisini oynayan philip seymour hoffman oynuyor.

Böyle oyunculara sahipseniz ve muhteşem ingiliz aksanı ingiltere’nin açık denizlerinde yankılanıyorsa, kötü bir film yapma olasılığınız yoktur. Her bir karakterin ayrı ayrı incelenmesi gerekir ki bunu siz gözlerinizle yapmalısınız, çünkü herbirinin aslında farklı bir öyküsü var. O zamanlarda hayatta olmayan ve bu tarz giyimlere, başkaldırımlara şahit olamayan ben ve birçok insan için oldukça eğlenceli bir film, düşündürdüğü yanlar da oluyor tabiki.

Peki konu rock müziği ve ingilizler olurda, filmin müzikleri nasıl olur? Barney Stinson burada olsaydı herhalde şunu duyardık “O’sım”, gerçekten muhteşemlik söz konusu, o kadar özenle seçilmiş ki müzikler her şarkı çaldığında vay be bunu da çalmışlar, bunu da çalmışlar, şunu da çalmışlar gibi şeyler söylüyorsunuz. Benim için özellikle en güzel yerde ve en güzel biçimde çalının şarkı Whither Shade of Pale olmuştur.

Eğlenceli vakit geçirmek, ara vermiş ingiliz dizilerden ingiliz aksanını özlemişseniz, rock müzik seviyorsanız bu film tam size göre, zira hiçbir şekilde pişman olmazsınız, bunun garantisini verebilirim. Bizden 5 yıldızı hakediyor efendim.

Her zaman olduğu gibi trailerını aşağıya koyuyorum, buyrun izleyin;

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=XnQc3lO4JDs[/youtube]

Leave a Reply