State of Play
State of Play
Ağu 27Son günlerin gazeteciler arasında en çok konuşulan filmi sanırım devlet oyunları, hıncal uluç gibi insanlar bile köşelerinde “gazetecilerimizin” bu filmi mutlaka izlemesi gerektiğini söylüyor şurada, onunla ilgili kısa bir paragraf yazayım:
SEVGİLİ Şirin (Sever) “Gazeteciler bu filmi izlesin” demiş, dün Devlet Oyunları/ State of Play’i anlatan yazısının başlığında..
Ben olsam tam tersini söylerdim.. “Gazeteciler bu filmi izlemesin..”
Neden?.. Çünkü filmdeki gazeteci tipini gördüklerinde fena halde utanır, aşağılık kompleksine kapılır, “Bu adamın yaptığı gazetecilikse eğer, benim yaptığım ne” diye kendi kendilerine sorar, sonra da meslekten istifa edip, köşedeki büfede gazete satmaya başlar ve o zaman “Ne iş yaparsın” diyenlere “Gazeteciyim” diye yanıt vermeyi daha çok hak ederlerdi.
Son zamanlarda yoğun bir şekilde haberci temalı filmler gösterime giriyor bunlarda bir tanesi de hatırlayacağınız üzere The Soloist.
Washington Globe dergisinde köşe yazarı olan Cal, aslında bir “news story” yazarıdır, halk tarafından ilgi çekebilecek bir haberi alır, iyice araştırır bu haberden hikayeler çıkarır ve yemeğimizi daha farklı tatlarda önümüze sürer. Üniversite yıllarından oda arkadaşı olan stephen collins ise devlet içinde milletvekili ve kongre üyesi gibi yüksek mertebelere gelmiş eski en iyi dostlarındandır. Üniversite yıllarından kalma olan dostluğun bozulması durumunda ise devreye Anne Collins girer, bu iki oda arkadaşı bu hatun kişiye tav olmuştur ve filmden anlaşılacağı üzere Cal, Anne ile birçok defa birlikte olmuştur fakat sonunda ise evlenebilen kişi Stephen olmuştur.
Bir gece garip bir şekilde cinayet işlenir ve bu cinayete Washington Globe’dan Cal, araştırmak üzere yayın müdürü tarafından atanır, Cal ise bu duruma normal cinayet olarak bakar küçük bir hikaye çıkması olası olduğu için pek irdelemez fakat ertesi gün ise Stephen Collins’in yanında araştırmacı olarak görev alan Sonia Baker, gündüz vakti metronun kör noktalarında birisinde gelen tramvayın önüne doğru itilir. O gün halka açık bir ihale için basının karşısına geçmeden önce bu durumu öğrenen Stephen ise, basının önünde göz yaşlarını tutamayarak bu olay için duyduğu üzüntüyü bildirir. Rahat durmayan basın ise olayın iç yüzünü araştırmak için işe koyulur ve sonia baker ile gizli bir ilişkisinin olduğunu öğrenir. Herşey Stephen tarafından oldukça kötü gitmekteyken, sığınacak tek dostu olan Cal’in yanına gelir ve anlatır. Cal ise Stephen’ın eşini arayarak Stephen’ın tarafında durmaya çalışır ve üniversite yıllarından beri süregelen Cal – Stephen – Anne arasındaki sorunlar gün ışığına çıkar. İlerleyen günlerde ise Cal, daha farklı kanıtlar bulup atandığı normal cinayet davası ile arkadaşının bu davası arasında ipuçlarını bulur. Cal ise bunları çözmeye çalışırken insani olarak birçok duygunun etkisinde kalacaktır.
Filmimizin tanıtımını yapacak olursak, tam olarak böyle özetlenebilir. Herkesin ve benim de eleştirdiğim bir nokta var ki, Russel Crowe’un rolü. Son filmlerine göz atarsak her daim, hırslı, işine düşkün ve özel hayatında hep kaybeden birisini oynamıştır. Yönetmenler sanırım bu film için kendisini biçilmiş kaftan olarak gördüler fakat Gladiator ile çıkış noktası yakalayan Russel Crowe bence böyle filmlerde oynayarak büyük bir hata yapıyor. Diğer oyuncular ise vasatın üstünü biraz biraz geçebilmişler, sanırım fazla da söyleyecek birşey yok.
imdb’de epey yüksek puan almış fakat eğer böyle filmleri seviyor, her yapbozun içinde bir yapboz bulmaya bayılıyorsanız bu film tam size göre diyebilirim.
[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=f95KbeQSMok[/youtube]