District 9
Bugün, yarın uzaylılar ile temas olduğunda ne düşünürsünüz ? Muhtemelen Güney Afrika’da Johannesburg kentinin sakinleri gibi düşünürsünüz. Onlardan büyük bir saldırı veya teknolojik olarak ilerleme sağlayacaklarını düşünürsünüz. Hadi biraz daha ileri gidelim onlardan bir kaçını yakalamaya çalışır, DNA’larını analiz eder, insan ırkına adapte etmeye çalışırız. Böylelikle beyninin %100′lere kadar varacak oranından bahsetmek bir ihtimal mümkün olabilir. Ünlülerden tutun, para babası diye tabir ettiğimiz insanlar sıraya girerler. Onların yaşadığı teknolojiyle yaşlılığa bile çare bulmak mümkün olabilir belki de.
Fakat Johannesburg kentinin semalarında dolaşan uzay gemisi, epey bir süre havada asılı durur. İnsanların beklentileri, daha doğrusu korkuları boşa çıkar. Bir zaman sonra keşif takımının “ne olacaksa olsun içeri girelim” mentalitesinden yola çıkarak insanoğlu uzay gemisine ayak basar ve gördükleri karşısında şok olurlar. Uzay gemisinde yüzlerce uzaylının somali usulü barındığı, muhtemelen aç kaldıklarında birbirlerini yediklerini görürler. Herşey bu görüntüden sonra anlaşılmaya başlanıyor ve uzaylıların herhangi bir saldırı veya insanoğluna teknolojik olarak destek vermek amacıyla gelmedikleri sadece ve sadece sığınmak için geldikleri anlaşılır.
Peter Jackson’ın yapımcılığını üstlendiği, yönetmen koltuğunda ise Neill Blomkamp’ın oturduğu, 2009′un muhtemelen en çok ses getirecek olan bilim kurgu filmlerinden birisi. Oyunculara değinmek gerekirse, birçoğunun ismini bile bilmiyoruz fakat oyunculukları ise ortalama bir şekilde ilerliyor zaten senaryo başrol oyuncusu Sharlto Copley (Wikus van de merwe) yığılmış gibi bir durumda.
Uzaylıların taşınması ve bütün sorunlarıyla ilgilenilmesi için Multi National Unit’a devredilmiştir ve Dünya’ya bölge 9 adında şehrin biraz dışında bir yere yerleştirilmişler. Yıllar geçtikten sonra uzaylıların (genelde ıstakoza benziyorlar evet) insanoğlu ile çok güzel adapte olduğu, çetelere bile karıştığı, iskambil oynadığı, soygunlar yaptığı gözlemlenmiştir. Bu süre zarfında MNU’da boş durmaz ve el altından yukarıda bahsettiğimiz gibi gizli gizli deneyler yapıp, uzaylıların silahlarını kullanmak için binbir yol deniyorlardır.
District 9 yani Bölge 9, bir süre sonra uzaylılara yetmemeye başlar ve normal hayatlarını süren insanlar da birçok şikayette bulunur, uzaylıların taşınması için mitingler bile düzenlerler. Hükümetten onayı alan MNU ise bu işlemi hemen yürürlüğe koyar ve bu işi herşeyiyle organize edecek olan, bütün ekiplerin amiri olarak Wikus’u seçerler. Aslında karakter analizine girersek Wikus kendi hayatını yaşayan, eşinin babasının MNU’nun ortaklarından biri olması dolayısıyla bu işi kaptığı, gayet pısırık, lider görünümü çizemeyen, eli yüzü düzgün, girişken birisi değildir.
Her mahalle, her sokak, her bölgenin taşınması sırasında evler tek tek dolaşılıp, taşınma belgeleri imzalanacaktır. Buradaki tepkiler ise gerçekten görülmeye değer, kimi uzaylı “bu belgede böyle birşey yazmıyor” diye ayar verirken, kimileri ise “ver nereyi imzalayacaksam imzalayayım” gibisinden belgeyi alıp, ellerini basıyorlar belgeye. Bazı çetelerin hüküm sürdüğü bölgelerde ise durum biraz daha ateşlidir, öyle ki silahlı çatışmaya girilip zorla taşınma belgeleri imzalatılmaktadır.
Herşeyin gayet önceden öngörüldüğü gibi gittiği bir anda Wikus evlerin bir tanesinde el feneri boyutlarında bir tüp bulur ve “aa bu neymiş bağalım” derken yüzüne siyah bir sıvı bulaşır ve filmimiz buradan sonra tamamen çehresini değiştirir.
Wikus’un maruz kaldığı bu sıvı uzaylıların ana maddeleridir ve insanoğluna temas halinde insanın dnaları evrim geçirerek bir uzaylıya dönüşür. Hokus pokus gibi değildir tabiki bu dönüşüm, yavaş yavaş ilerleyen bir prosestir.
Wikus’un hayatı doğumgününde değişir, eve geldiğinde çok hasta olan Wikus birden bire doğum günü sürprizi ile karşılaşır ve mecbur olarak hasta halde o ortamda bulunur ve hastalığın belirtileri olarak vücudunda yaralar çıkmaya başlar. Metamorfoz evresi başlamıştır ve bunu gören MNU için süper insan kıvamına gelmiştir. Çünkü uzaylıların silahları kullanan kişi uzaylı dna’sına sahip değilse kullanılamaz. Durum böyle olunca insan – uzaylı birleşmesinden ortaya çıkan Wikus onlar için inanılmaz bir önem taşır. MNU’nun yeraltı araştırma bölgelerine inen Wikus ise olayın sadece taşınma olmadığını anlamıştır artık. Herşeyi geri almak ister, eski hayatını özler, eşini özler ama artık herşey geçmiştir.
Kamera tekniği olarak son zamanların popüler filmlerinden Cloverfield filminde kullanılan teknikle çok benzer yanları var diyebiliriz. Aslında tekniği tam olarak bilmesekte bilen kişiye sormakta sakınca yok sanırım ve sahnede Öteki Sinema sitesi ve filmle ilgili yazıdan alınmış kısa bir kesit;
Mockumentary janrı son zamanlarda bir rönesans yaşıyor demek mümkün. Aslında belki mockumentary demek de çok doğru değil, çünkü mockumentary (terimi ortaya çıkaran This is Spinal Tap filminden de anlaşılacağı üzere) mizahi anlamlar da taşıyor. Fauxcumentary, ya da sahte belgesel – sahtesel?! – demek daha doğru. Yakın zamanda Cloverfield, Diary of the Dead, Paranormal Activity gibi bu türde pek çok film gördük. Bunun en önemli sebeplerinden biri, 21. Yüzyılın başat televizyon yapımlarının reality şovlar olması. Bu hem hepimizin izleme alışkanlıklarında değişikliklere yol açıyor, hem de sinemacılara yeni anlatım olanakları sağlıyor. Genelde dijital kamerayla çekilen bu tür filmlerde, reality televizyon programlarındaki gibi, başkalarının özel hayatlarına dikiz atıyormuşuz hissini yakalıyoruz.
Gerçekten güzel kurgulanmış ve gayet cüzzi bir miktarda çekilmiş bir film eğer bilim kurgu filmlerine aşinaysanız, seviyorsanız. Sanırım klasikler arasına girmeyi zorlayacak bir yapıt.


