Man on the edge

Man on the edge

Şub 27

Iron maiden’ın çok güzel bir şaheseridir, başlığı böyle atmak istedim fakat gelin görün ki bahsettiğimiz film vasat ile iyinin aralarında bir yerde sıkışıp kalmış.

Edge of Darkness, birçok Mel Gibson hayranını tekrar beyazperdeye çekebildi sanırım, biz de onunla büyüdük sayılır, Braveheart, Patriot falan epey güzel günlerdi, tabiki hayatın kuralı yaşlanıyorsun. Bu adam da yaşlanıyor ve artık eskisi gibi güzel filmlerde rol alamıyor. Mesela şimdi Braveheart’ı tekrar yapsalar Mel Gibson oynar mı? Oynayamaz, yığılıp kalır.

Bu filmde de kızıyla epeydir ayrı kalmış olan bir polis-babayı oynuyor. Kızı yıllar sonra babasının evine “esrarengiz” bir şekilde geliyor ve hastalık belirtileri baş gösteriyor. Hastaneye gidelim, edelim derken film tam olarak başlıyor.

Mel Gibson’ın dışında takdir edersiniz ki pek oyunculuk göze çarpmıyor, filmin hepsi tamamen onun üstüne kurulmuş, arada bir gözüken ara karakterler var, birşeyler söylüyorlar sonra güle güle. Bu kadar yerdikten sonra bazı yerleri de övmek gerekiyor, ne demişler sezar’ın hakkı sezar’a.

Belki de şu sıralar izlenebilecek en güzel film diyebiliriz, polisiye olduğu için kovalamaca sahneleri güzel gibi, ben bu türün hastası değilim o yüzden bana hoş gözüktü fakat şahsi görüşüm sinemaya gidilip de işte nedir 15 tl verilip bu film izlenmez. Aslında son zamanlarda “Eyvaah Eyvah” hariç sinemaya gidilip hiçbir film izlenmez, ben şahsen nefret ettim bu dönem. Hiç güzel filme denk gelemedim, güzel bir vampiric bir film izleyelim dedik dünyanın en iğrenç vampirli filmi geldi. (en iğrençten bir öncesi Twilight)

Sonuç olarak gayet güzel bir film, evde sevgiliyle falan veya “bu akşam ne yapsam” mantığında gayet izlenebilir.

http://www.youtube.com/watch?v=qvRdGKxsmD8

Leave a Reply