durmayın koşun!
muzik
je vais bien ne t’en fais pas
19 Tem
2006 yapımı bir film, birçok fransız yapımı film ilgimi çekmiştir, izlemişimdir.. Çoğu aklımda kalmamış, birkaç tanesi ise beynimin en güzel yerinde yerini almıştır. O filmlerden herhangi birisine ait birşey gördüğünüzde veya hatırlayabildiğiniz kadarı ile repliklerden bir tanesini hatırlayabilirseniz, o an geçmişe dönersiniz. O an ki psikolojiye bürünürsünüz, etrafınıza baktığınızda şimdiki zaman yoktur, geçmiş zaman vardır. Sonra beyin haritasının yardımıyla noktaları tek tek birleştirirsiniz ve tekrar tekrar “iyi ki izlemişim” dersiniz.
İşte bunlardan bir tanesi de je vais bien ne t’en fais pas.. hatta belki daha fazlası.
Bu yazının devamını okuyun »
güle güle jacko
26 Haz
Her zaman cümleye başladığım gibi buna da başlıyorum.
Bizim jenerasyon ve bizden önceki jenerasyonlar çok iyi tanırlar Michael Jackson’ı, ister filmlerinden ister ise müziklerinden.
O çağlarda çok popülerdi, hatırlarım babam sırf ben çok seviyorum diye vhs kasetlerini kasetçiden alırdı, bende evde canım sıkıldıkça Moonwalker falan izlerdim, tabiki o zamanlar popüler olan kasetçalarda da orjinal kasetlerim vardı. Çok cancanlı gelmişti o yıllarda da, albümün içindeki yazıları tek tek okurdum, anlamadığım kelimeleri ise sözlük açar bulurdum.
Böyle birşeydi işte Michael Jackson sevgisi, tabiki yaş büyüdükçe ve hayatın getirdikleri arttıkça ister istemez unutur olduk kralı, estetik ameliyatları geçirmiş, tecavüz davaları gibi şeyler ayyuka çıkmıştı. Halkın içine çıkamaz hale gelmişti.
Söylemeyi unuttum bir de Sega MegaDrive için oyunu vardı, inanılmaz güzel birşeydi. 16 Bit falan ama böyle jukebox’ın yanına gidip de moonwalk yapmayı çok severdim o derece. Kendisi kısaca hayatımızdaki birçok organa saldırı yaptı resmen ve hiçbirisinde bana göre batırmadı.
Gün içinde birçok radyo kanalı artık diskografisini yayınlar veya durun durun, sourberry’de zaten dönüyor! Eskiye dönüş ve jackoyu anmak için çok iyi bir fırsat.
Özellikle Thrillerdaki sahneler hala da aklımda, kendisi maalesef ki bugün vefat etti. İnanılmaz üzüldüm şahsen, güle güle jacko.
Bir arkadaş şöyle demişti, beyaz zenci artık yok, çocukluğumun yarısı da öyle.. of.
81. Oscar Ödülleri
21 Şub

Oscar odulleri 22 $ubat tarihinde belli oluyor, bizde dedik ki madem belli oluyor, cogu filmi de izledik, o zaman kendimizce yorum yazalim, kim alir, kim alamaz gibilerinden.
oncelikle adaylari yazmakla ba$layalim ve sonra tek tek tanitalim adaylari;
En iyi film
The Curious Case of Benjamin Button
Frost/Nixon
Milk
The Reader
Slumdog Millionaire
En iyi film denildiginde durmak gerekli $oyle bi, listeye baktigimizda -izleyenler icin konu$uyorum- Slumdog Millionaire’in acik ara farkla kazanabilecegini gorurler, neden dersek zaten film $imdiye kadar cogu odulu silmi$ supurmu$ vaziyette.
Ayrica iceriden aldigimiz duyumlara gore akademinin en sevdigi filmmi$ kendileri.
and oscar goes to slumdog millionaire!
A Melodic Portal: Colma, Buckethead
19 Oca
dilerseniz bu güzel pazağrtesi ismini uygun gördüğümüz haftanın en birinci günü, ne kadar değerlideğişilmezfaydalıvitaminbarındıran müzik adını verdiğimiz şey hakkında ileri-geri konuşalım, yıkalım bu düzeni. ne dersiğiz?
müzik hafızası. iflah adlı ne olduğunu bilmediğim organımızı ya çok seven ya da nefret eden bişey bu, karar vermedim henüz. belki çok sevdiğinden ve de iflahtan aldığı tepkilerin pozitifliğinden “sevişelim bebeyim” dedi bu, ya da o kadar nefret ediyor ki; “si*erim ben bu iflahı” dedi, bilmiyorum. ikincisi daha muthemel.
neden karar veremedim?
iflah ne demek? felaha kavuşmak, felahlamak demek. japonların “l” harfini peltek bir “r” olarak söylediği gibi bu da fe”r”ahlamak olmuş, ilginç.
ha o ki, alakası yok. “senin kurtuluş yollarınla alıp veremediğim var” demek birine, çok gornografik. acayip bir nefret biçemi. ama saçma. “antikorlarını siktiminin” gibi. sevmedim.
neyse dağıtıyorum yine, müzik hafızası nedir? amnezikler için üstünden geçelim:
bir şarkının, albümün, sanatçının vs, müzikle alakadar bir olgunun; bir olayı anımsatması, atmosferi değiştirmesi olayıdır. örneğin uçluğu bir sürü değişkenin yoğunluğuna ve asıl örneğin derinliğine bağlıdır. (tam tanım kasan ezik sözlük yazarı gibi oldu lan dedirten tanım)
örnek: 4 yıl önceydi, o zamanlarki kız arkadaşımla kalıyoruz. ev arkadaşımın “buckethead diye manyak bi adam var, alın bu da albümü ‘colma’” demesiyle, gece bu albümün loop’a alınmasıyla başlıyor. gece dişler fırçalanıyor(düzenli fırçalardım o zaman, peh), toolet yapılıyor, yatağa giriliyordu hanım arkadaşla. gece buckethead çalıyor.
bir gece, 10 gece, bir ay, bir sürü ay böyle gidiyor(ne abartırmışım lan?).
ayrıldıktan sonra geçen uzun süre, kovakafanın artık bayması, değişen zevkler vs artık ‘colma’nın dinlenmemesi anlamına geliyor bir yerde. dinlenmiyor.
aradan geçen süre zarfında bikaç kez rastgeliniyor, “aa o şarkı lan” şaşırtısı giderek değişik formlara bürünüyor haliyle. zaman aralıklarına göre değişiyor.
geçen özlemişim kova adamı, indirdim. farkında olmadan iki gün dinlemişim. ama çok farklı bebeğim. hakkımda ileri geri konuşulmaması için belirteyim. “o günleri çok özledin diy mi kız” demeyin bana, sadece zamanı özlemekle alakalı bu. oyuncak valizimi buldum diyelim mesela, 10 senedir görmemişim; aynı. ya amelie’nin bulduğu hatıra kutusunu verdiği amcayı hatırlayın; gibi.
acaba bu hafıza beynimizin tam olarak neresini uyarıyor ve de hırpalıyor(felah ne alaka)?
araştırmacı kişiliğimin pek yemediği bi konu olmakla beraber, pek de umurumda değil açıkçası. sizin de olmasın. misal, … vazgeçtim, yok misal falan. kurcalamayın, eğer kurcalarsanız, aklınızdan olursunuz; dinden çıkarsınız. yaa yaa.
tek gerçeklik sıklık bu noktada. yoğunluk.
1 kere dinlediğiniz bir şarkı, ne kadar mükkemmel, ne kadar ohaa! bir olay esnasında dinlenirse dinlensin; bu kapsama girmez. giremez daha doğrusu. sistem reddeder. sadece fon müziği olur, dinleyip “aah” dersiniz kesin, ama zaman için bir getirisi götürüsü olmaz. yani gözünü kapattığında hala aynı yerde olduğundan eminsindir, insana şaşırma şansı bile vermez.
ama o şans gerçekten çok güzel bişey. harika.
biraz mazoşizm de varsa işin içinde, tam şaraplık işte. bira, rakı, absinthe, kurtarmaz, kurtaramaz. şarap bebeyim, iğrenç, mide bulandırıcı bi şarap.
olayın derinliği, sıklıktan biraz daha arka planda kalıyor. sebebini bulamadım hala, ama bulabileceğimden eminim.
sevdiceğim retribution spec’li şimdilerin level 80 paladin’i Breieler the Explorer’ımı yeni yetiştirdiğim zamanlarda, 30-58 aralığı acayip sıkıcıydı. item bulamazsın, alt karakter kasanlarla instance’a girmek için isteğin kalmaz. swamp of sorrows, ungoro crater, ashenvale gibi en iğrenç quest zone’lar burada.
o aralar the tea party ve dredg kasmıştım kaba tabirle. şimdi ne zaman “not that simple” başlasa, içim kapanıyor, midem bulanıyor.
ama level kasmak ulan? çok mu derin?
pıss.
mother earth dinlemeye göreyim within temptation’dan. eyvah eyvah!
ipek’le ilk evimiz. annem terminalden alacağım kekpoğaçabiberdolması kombinezonundan bir yelpaze seçmiş paketlemiş. onu almaya gidicem.
hep bu sebeple evden tek başıma çıkacağımda walkman’den ipek’in “deep forest” kasedinin üzerine çekilmiş seçmece eserleri dinlerdim.
mother earth, ice queen within temptation’dan; him’den bir sürü. don’t fear the reaper’ın pasaj bölümündeki o klavye arpeji, yağmur, çatı, sesi aç sonuna kadar uğur, bira.
nedense o minibüsle giderken yaşadıklarım değil de genel olarak o dönem geliyor.
zaman yaklaştıkça bugüne, bakıyorum da eskisi gibi değil. hafızamı kaybediyorum. belki şimdi dinlenenlerin hafızada yer alması için daha çok süre gerekiyordur, bilmiyorum. ama doyurucu değil.
tool hiçbir zaman o gruplardan olmamıştır. bu da sanırım sürekli, her devrede hiç değişmeden dinlediğimden olsa gerek, hakeza opeth.
ha opeth’in sadece “orchid” albümü öyledir. birek roz imortır var çünkü.
kış, sömestr bitmiş. o zamanki sevdicek, sabah gelecek. uyuyamamışım. kalktım, çok zor ısındığım orchid’e ısınamadığım zamanlar. açtım orchid’i, o alttan çalarken diablo ii: the lord of destruction oynuyorum. gün doğuyor, sevdicek geliyor falan.
ama bütün gece o albümle geçiyor. sürekli dinleyip başka bir şarkı sandığım “the twilight is my rope” ve “black rose immortal” iflahımla uğraşıyorlar şimdi. bütün albümde en sevdiğim ikinci opeth albümü oluyor. ne güzel.
