Invictus

Invictus Afişi

Invictus'un güzel afişi

Clint Eastwood dediğimiz zaman durmamız gerekir, bana göre çektiği ve oynadığı filmler bir insanın hayatı boyunca izlemesi gereken filmlerin başında gelir. Million Dollar Baby, Changeling, Gran Torino, Mystic River ve Unforgiven.. bu liste böyle uzayıp gidebilir.
Ben şahsen bütün filmlerini çok beğendim, hiçbirisini ayırt edemedim şimdi düşündüm de.

Invictus’da çekilirken tabiki her yerde haberlerini izledim, fragmanlar çıkınca izledim, sabırsızlıkla bekledim gelmesini.
Kolay mı?
Clint Eastwood çekiyor, Morgan Freeman oynuyor.. kaçmaması gereken bir yapıt.

Biraz da filme dönecek olursak Nelson Mandela “Madiba”‘nın hikayesini anlatıyor. Aslında kitap uyarlaması bunun sahibi de John Carling’in “Laying the enemy: Nelson Mandela and the game that changed a nation”. Adıyla tam bir uyum içinde film, Nelson Mandela ve bir ulusu değiştiren oyun.

Ragbi.

Mandela epey uzun bir süre hükümlü olarak Robben adasında kalır ve 90′lı yılların başında Devlet Başkanı “De Klerk” tarafından şartsız olarak serbest bırakılır. Bazı kesimler tarafından “terörist” olarak nitelendirilen Madiba sonunda serbesttir. Halkın içinde bölünmeler olabileceği gibi beyazlar da “herşeyin kötüye” gideceği inancına bürünmüşlerdir. Bazı kesimleri ise inanılmaz derecede mutlu kılar bu serbest bırakılma, sokaklarda, heryerde kutlamalar olur. 1994′de ise dönüm niteliğinde bir devlet seçimi olur ve Madiba, devlet başkanı olur.

Artık hayalini kurduğu herşeyi yapabilecek güçtedir ve tek büyük hayali vardır.
” Irk ayrımını ortadan kaldırmak akabinde Gökkuşağı ulusu denilen olguyu oturtmak ” Bu yazının devamını okuyun »

My Moon

Moon Posteri

Moon film afişi

Son dönemde biz science fiction severleri gerçekten tatmin edecek üç adet film geldi, bunlar pandorum, district 9 ve sonuncusu moon.
Moon filmini her bakımdan farklı bir yere koymalıyız çünkü diğer iki film ile uzaktan yakından bir alakası yok. Aslında tam bir kategorisi var mı ondan bile emin olmamakla birlikte biz bu tür filmlere “uzay draması” adı verelim.

Yönetmenliğini Dawid Bowie’nin oğlu olan Duncan Jones’un yaptığı filmimizde öyle yıldız oyuncu geçidi falan yok. Sadece ve sadece Sam Rockwell var fakat Sam Rockwell adını da yıldız oyuncu geçidine sokabiliriz. Kendisinin gösterdiği süper performans ile yıldız oyuncu geçidi veya başka oyunculara gerek kalmamış. Yanımızda bir adet “Gerty” var, insanoğluna yardım amaçlı programlanmış, duygularını sadece ön tarafında bulunan ekrandaki smileylerle gösterebiliyor.

Moon filmi Sam’in Dünya’ya dönmeden önceki son iki haftasını ele alıyor. Sam özel bir şirket ile anlaşma yapmış olan, Ay’daki mineralleri toplayıp, Dünya’ya gönderecek olan kişidir. Bu cümle baktığınızda çok kalabalık olabilir. Sam’in Ay’da yaptığı pek birşey yok, mineral toplayan araçlardan toplanmış mineralleri üsse getirip, onları da Dünya’ya geri göndermek herşey bir makine gibi işlerken son günlerinde psikolojisi iyice bozulmuş olan Sam, garip garip hayaller görmeye başlar. Umursamayan Sam, yine her zaman ki gibi araçlardan mineral toplamaya giderken tekrar bir hayal görür ve kaza yapar.

Kendisini üssün içindeki revirde yatıyor olarak bulur..

ve Moon filmi tam olarak buradan başlar. Gerty isimli robotun seslendirmesini Kevin Spacey yapmış ve gerçekten tam oturmuş. Görsellik desek zaten ne o kadar çok, ne de çok az. Bir nevi retro görselliği hakim filme, sanki geçmiş 10-20 yılda çekilmiş bir filmin remake’i gibi diyebiliriz. Arkafonda çalan müzikler ise birçoğumuzun tanıyacağı Clint Mansell tarafından yapılmış, geçmiş film arşivine bakarsak ne kadar güzel işler yaptığını hatırlayabiliriz ve bizim yüzümüzü bu filmde de kara çıkarmamış.

Film bitince insan bi’ kötü oluyor, önce herşeye inanıyor sonra herşeye inanmayı bırakıyor sonra tekrar inanıyor. Tam olarak bunları yaşatabilen nadir bir uzay draması.

Bilim-kurgu türünü sevenler için gerçekten arşivlerinde bulunması gereken bir klasik. Mutlaka ve mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.

açma kutuyu söyletme kötüyü

Maddi olarak sıkışık olduğunuz bir dönemde, adamın biri sizden sadece ve sadece “bir düğmeye basarak” inanılmaz rakamlar kazanabileceğinizi söylese ne yapardınız? Tabiki her anlaşma çift taraflı yapılır, o sizden düğmeye basmanızı istiyorsa, siz de tanımadığınız birisinin ölümüne sebep olacaksınız. Herşeyi kabul ederseniz 1 milyon dolar size çanta ile teslim edilecek.

Lewis çifti aslında mutlu mesut, orta kıvam olaran aksettirilen -fakat adamın altında bariz corvette var-, tipik bir amerikan ailesi.
Herşey o kutunun o eve girmesiyle başladı, kutu eve girdikten sonra iş yerinde birçok sorun çıktı ve gerekli terfileri alamadı Lewis ailesi ve düğmeye basıp basmama arasında kaldıkları sırada 1 milyon dolar cazip geldi ve hazin son.

Aslında çok güzel bir psikolojik test fakat işin ucunda da yüklü miktarda para var, belki de şu anda hayatının sonuna kadar yetebilecek bir para ve o zamanları düşündüğümüzde yedi sülalemize yetebilecek bir para.

Filmimiz düğmeye bastıktan sonra ailenin yaşadığı sorunları ve görebildikleri insanları anlatıyor. Kurgu olarak gerçekten hoşuma gittiğini söyleyebilirim fakat Cameron Diaz ablanın böyle hep göz önünde olması ve rol yapamaması beni bu tarz bir filmde rahatsız etti, sanırım kendileri Charlie’s Angels filminde oynuyordu bence orada oynasın. Oyuncu seçimi kötü diğer taraftan Mr. Lewis ve Stewart çok güzel seçilmişler..

Bazı aksayan yerler var ben çözemedim tam olarak, onları da yazayım da aydınlatabilen birisi varsa lütfen aydınlatsın.

  • Kutu eve geldikten sonra birçok işler ters gidiyor ailede, stewart insanları kontrol edebildiğine göre bilerek düğmeye basmalarını sağlıyor fakat kendisi ise herşeyin seçim olabileceği zırvalarından bahsediyor. Herşey seçim ise neden zorla seçim yaptırıyor?
  • İlk ölen kadın, çocuğu kurtarmak için kendisini vuramaz. Böyle bir durumda kocası onu vurdu fakat kocası bir anda nasıl kaçabildi böyle bir psikolojiyle? Sonuçta inanılmaz ağır bir dönem geçirmişsiniz ve eşinizi vuruyorsunuz.. insan oturup ağlar be adam, nasıl kaçabildin?

Öyle dolu dolu bir film olduğu söylenemez, sadece bir sahnesinde etkilendim gerçekten.. geri kalan sahneler bildiğimiz hollywood olayları, bir kere de şu klişeleri kullanmasalar olmaz. Eğer zamanınız var ve ortalama düzeyde bir film izlemek istiyorsanız işte sizin aradığınız film fakat beklentilerinizi çok yükseğe çekmeyin.

Pandorum

pandorum'un posteri
pandorum’un posteri

Kapıları kilitli bir odada uyanıyorsunuz, hafızanız birşey hatırlamıyor öyle ki isminizi bile üstünüzdeki üniformadan buluyorsunuz. Zaman geçtikçe hafızanız yerine geliyor, birisi daha uyanıyor. Aynı durumda, ne hafızası yerinde, ne de nerede olduğunu biliyor.
Bir zaman sonra anlıyorsunuz ki Nuh’un Gemisi’ndesiniz ve yalnız değilsiniz.

İnsanoğlu için Dünya bir zaman sonra yetmez, farklı gezegen arayışı içindedir ve sonucunda bir tane bulur. Dünya gibi oksijen miktarı yeterli olan, Güneş ile mesafesi makul olan bir tane gezegen bulur ve bitip tükenmekte olan Dünya’dan seçilen hayvanlar, bitkiler, insanların olduğu devasa bir uzay gemisi yola çıkar. Burada işleyiş farklıdır biraz, geminin her mürettebat takımı belli yıllar arasında uyanıp, geminin kontrolunu alıp, bakımlarını yapıp sonra tekrar uykuya dönecektir ve bir sonraki bölük ise belli bir yıl sonra uyanıp tekrar aynı işleri yapacaktır. Aslında olması gereken, her çeşit hayvandan bir dişi, bir erkek ve insan ırkından da dişi, erkek.. fakat birşekilde gemide mutasyon yaşanıyor ve ortaya insandan hızlı garip yaratıklar çıkıyor. Hal böyle olunca çok uzun zamanlı uykuda kalan mürettebat ise uyanamıyor veya uyanması çok geç olabiliyor.

Bower’ın bölüğü 8. bölük ve ondan önce kimse uyanmamıştı.

İşte geç uyanan Bower ve Payton ise gemiyi tekrar çalıştırıp, sıkışık kaldığı uzay boşluğundan tekrar rotaya dönmesini sağlamak isterler. Bunun için öncelik olarak gemiye güç vermek yapmaları gerekenin başında gelir ve bower cüssesi yüzünden havalandırmalardan rahat geçebildiği için, geminin diğer bölümlerine kimsenin gitmediği yerlere ayak basmak zorundadır.

ben foster pandorum_1
Bower uyanıyor.

Pandorum son zamanlarda çıkan en güzel Alien – Resident Evil karması bir film. Oyunculuklar deseniz Ben Foster var, Dennis Quaid var zaten öyle birçok oyuncunun performansını sergilediği bir film değil, bu iki oyuncu filmi alıp götürüyorlar. Diğerleri de bazı sahnelerde çıkıyor, o kadar. Ben Foster’ı 3 10 Yuma’dan sonra görmek beni memnun etti açıkcası, bu filmdeki performansını da oldukça beğendim.

Filmin içinde oldukça beğendiğim yerler de yok değil, mesela bütün o kadar teknolojik olarak gelişmeye rağmen “ne olur ne olmaz” mantığını devreye sokarak, el ile şarj olabilen üniteler mevcut. Gerçekten oldukça orjinal.

Sonuç olarak son zamanlarda gerçekten sci-fi seven insanların yüzünü güldüren epey film geldi. District 9, Moon ve Pandorum olmak üzere gerçekten bereketli bir yıl geçirdik. Alien filmlerini seviyorsanız, Resident evil serilerinden ise hoşlanıyorsanız (bakın seviyorsunuz demedim) mutlaka izlemenizi tavsiye ederim. Kesinlikle ve kesinlikle zaman kaybı değil film.

http://www.youtube.com/watch?v=yMEhkTxs3_E

saw vi

Epey uzunca bir süre oldu inceleme yazamayalı fakat gerçekten ve gerçekten benim suçum değil, tamamen okulun bastırmaları, biraz daha sosyal olabilme çalışmalarım sonucu pek inceleme yazamadım.

İlk incelememi de serinin son filmi olan saw 6 için yapmış olalım, bu sefer jigsaw kimleri düzeneğe oturtuyor?

Türkiye’de 23 Ekim’de gösterime girmiş fakat zannediyorum ki serinin eski filmleri kadar ilgi uyandırmadı kimsede, yoksa emin olalım ki her yerde “sova gittin mi? süper olmuş lan.” gibi şeyler duyardık. Lakin başka şeyler duyuyoruz bunlar da “edvırtı gördün mü kız. allahıııım 500 milyar borcum olsun ama edvırt benim olsun” gibi şeyler.

Alışmışızdır.

Tipik bir saw filmi, hayatlarını başkalarının hayatlarını mahvetmek için kullananları John Kramer denilen kişi yavaştan yavaştan içeri alıyor ve sınava tabi tutuyor. Bu sefer biraz farklı ama serinin önceki filmlerini izleyenler hatırlayacaktır, John Kramer abimiz eşine bir kutu bırakmıştı ve kutuda zarflar falan vardı, gerçi bir tanesinin gizemi hala çözülebilmiş değil. Dedektifimiz ise John’un son arzusunu yerine getirmek isteyerek eski eşinden zarfları alır ve o zarftaki insanları düzeneklere oturtur.

Saw’un bence en güzel yanı soundtrack kısmı, çok güzel soundtrackleri olabiliyor, eskiden Puscifer falan vardı, şimdilerde sanırım dandik dundik şeyleri koyuyorlar.

Bağlamak gerekirse seriyi izleyen sinemaseverlerin izlemek isteyebileceği fakat seriyi bölük pörçük izleyenlerin ise izlemek istemeyebileceği bir film, izlemeseniz de birşey olmaz. eksilmezsiniz.

henüz izlemeyenler için ise fragmanı aşağıdadır efenim.

http://www.youtube.com/watch?v=EK8eFme6qzY